Hani bugün günlerden perşembe ya, geçmişe gidiyoruz filan..
Biraz geçmişe gideyim istedim ben de.. İlk geldiğim zamanlara.. Belki birileriyle duygularımız kesişir yine satırlarda..
Hani Delft.. yazımda minicik hiç de ev gibi olmayan, hayallerimin yanından bile geçmeyen bir yer vermişlerdi bize diye bahsettim ya, ondan sonra ne oldu? ben instagrama koyduğum o manzaralı yere nasıl geldim?

Evet ilk kaldığımız yer okulun ayarladığı bir yerdi ama gayette ücretliydi ve hepsini biz ödemek zorundaydık.. istersen kalacağın zamanı uzatıyordun, ya da kendine yeni bir yer buluyordun.. Hollanda’da ev bulmak? aklının ucundan geçmeyecek kadar, özellikle Türkiye’dekine hiç benzemeyecek kadar zor..
İlk geldiğimizde daha çok gezebilmek için hemen bisiklet almıştık, çevreyi öğrenmemiz kolay olurdu hem.. hem de Hollandalıların yaşam tarzıydı işte.. biz niye uymayalımdık.. Bisikletle kaldığımız yerden şehir merkezine giderdik, ara sokaklarda dolaşıp bahçeli evlere bakıp bakıp kendimizden geçerdik.. kiralık var mı? hangisi kiralık hangisi satılık? te koop olan mı? te huur olan mı? akşamları da internetten araştırmalara devam ederdik, ya fotoğraflardan elerdik, ya da çok beğenirdik.. bi kaçına mail attık da öyle öğrendik optie diye birşey varmış.. beğendiğin eve bakmak isteyen birkaç kişi var ve sen de sıraya giriyorsun, ilk sıraya giren beğendiyse ve tutmak istiyorsa ev onundur.. artık 2.sırada mısın? 3. veya 4. sırada mısın yedekte bekler gibi bekliyorsun önümdeki beğenmesin de ev bana kalsın diye..
Hollanda’da evler çoğunlukla eskidir.. Eski dediysem gerçekten eski.. 1920’lerden filan.. ve genellikle küçüktür.. içleri de öyle, gıcırdayan ahşap yerler, vitray camlı salonlar, minik kullanılmayan bir şömine salonun tam ortasında.. aşırı eski mutfaklar, rengarenk fayanslı banyolar.. Benim gibi yüksek beklentiyle gelen biri için tam bir kabustu o evler.. en azından Türkiye’deki gibi olur beklentisiydi benimki aslında..
Özellikle Delft tarihi ve üniversitenin olduğu bol öğrencili bir şehir olduğundan ev fiyatları oldukça yüksektir.. Delft’e yakın ve daha çok ev bulabileceğimiz DenHaag’a yöneldik tavsiyeler üzerine.. internetten bulduğumuz bir kaç eve bakmak için bir cumartesi çıktık bisikletlerle.. tin tin gittik Den Haag’a.. internetten gördüm ya hani çok beğenmiştim, herşeyi bembeyazdı, yeni dekore edilmişti.. ama her ay içindeki laminantlar için bile ayrı para verecektik.. kullanma bedeli.. Oraya vardığımızda 2 aile daha bizim gibi sıradaydı.. nasıl gıcık olmuştum, ben beğenmiştim orayı, bizim olmalıydı.. sırasıyla evin içini gezecektik.. içeri girdiğimde ise hiç de hayal ettiğim gibi olmamıştı.. burası yeni dekore edilmişti hani? herşey bembeyazdı hani? sapsarı değil!.. herşey kırılmış dökülmüş, tezgah, mutfak dolapları berbat bi haldeydi.. firmanın, evin ilk yenilendiği zamanki fotoğrafını internete koyduğunu o zaman anladık.. hızla kaçar gibi çıkmıştık o evden.. ve daha nicesinden..
Geldiğimizden itibaren yaklaşık 2.5 ay boyunca ev aradık, görüşmelere gittik.. 3. ayımız dolunca okulun ayarladığı yerdeki anlaşmamız da bitiyordu.. Umudumuz da tükeniyordu.. Evlerin hepsi o kadar eskiydi ki.. eşim sürekli uzak olsa da sorun değil ben bisikletle gider gelirim diyordu.. ama yine de istediğimiz gibi bir ev bulamamıştık..
Her akşam üstü hava kararmadan sürekli ev için dolaştık o 3 ay boyunca, bisikletle bilmediğimiz yerlere gittik, köylerden geçtik.. yine bi gün Delft’ten baya uzaklaşıp, yeşile baka baka nasıl gittiğimizi anlamadığımız bir yere geldik.. ama nasıl güzel, nasıl sessiz sakin bir yerdi.. yeni yerleşim yeri olduğu çok belliydi.. çizilmiş resim gibiydi.. buraya birkaç ağaç çizelim, buraya birkaç ördek.. göl olsun burası da, şurası park olsun.. sanki öyle bir yerdi.. gezdik gezdik dolaştık, ne müthiş bir yer dedik.. acaba adı ne buranın, çok mu pahalıdır evler dedik dedik durduk.. ertesi gün eşim okuldan birinin orda kirada oturduğunu öğrenmiş.. oradaki evlerin hangi firma tarafından kiralandığını vs.. Sonra baktık ki kirası da bize uygun bi görelim dedik.. Sanırım bir hafta sonraya gün vermişlerdi görüşmek için, ve sözde evin birine ilk bakacak olan bizdik.. yani ilk sıradaydık.. telefonda öyle anlaşmıştık.. görüşmeye gidince hiç de öyle olmadı, bize bir ev gösterdiler ve ikinci sırada olduğumuzu söylediler.. bir karışıklık olduğunu eğer istersek daha yüksek kirası olan bir ev gösterebileceklerini söylediler.. bi görelim diyip kabul ettik ama ev aşırı büyüktü ve kirası bizi fazlasıyla aşıyordu.. Bizimle ilgilenen kişi biraz mahçup oldu ve birden “bi evin kiracısı çıkıyor ama daha internet sitesinde duyurulmadı eğer isterseniz ve evde oturanlar müsaitse orayı görebilirsiniz” dedi.. Biz artık umudumuz kalmadığı için elbette kabul ettik.. Hintli bir bayan açtı kapıyı.. ama ben içeride biri otururken evi gezemem ki, çekinirim.. inceleyemem tam olarak.. Kendimizi birden içeride bulduk.. Salonu ve manzarayı görünce-evet şuan oturduğumuz yer olur kendileri-evin başka hiçbir yerine bakmadım.. baktıysam da görmedim..

O gün herşeyin nasip olduğuna bir kez daha inandım.. O kadar çok aksilik olmuştu ama sonunda tahmin bile edemeyeceğimiz bir ev nasip oldu.. Yaklaşık 2 hafta kadar sonra evin kiracısı çıktı.. ve asıl o zaman dank etti evin hiç biryerine bakmadığımız.. Sararmış duvarlar… Beton yerler..

Hollanda’da bir evi alırken veya kiralarken yerler ve duvarlar sana aittir genellikle.. eğer içeriden çıkan kiracı güzel bırakmadıysa her iş sana bakar.. veya içeridekinin zevkini beğenmediysen mesela yerdeki halıfleksi veya laminantları istemiyorsan, çıkan kiracı onları söküp götürmek zorundadır.. veya belli bir ücret karşılığında sana bırakır..
Velhasıl.. Tuttuğumuz evin yeri halıymış onu söküp götürmüş gidenler, kalmış mı beton yerler.. bol baharat kokulu, sararmış bir evle kalakaldık ortada..

anahtarı aldığımız günden sonra her akşam üstü, eşim işten çıkınca yeni evimize gidip yavaş yavaş boyadık duvarları.. bembeyaza..tecrübesizlikle.. yarım yamalak.. acaba bu duvar kağıdı boyanır mı diye diye.. boyadık..
laminantları taşıdık gün gün bisikletle.. ağırlıktan yollarda düşmüşlüğüm de vardır.. sokaklarda ağlamışlığım da..
Eve ilk aldığımız şeyler, sandalyesiz bir masa, bir minik köşe koltuk ve yatak odası.. ikea’dan.. çünkü en ucuz yerdi ikea..

hani o manzaralı ev varya.. günlerce perdeleri yoktu o evin.. 10 ay sonra halısı oldu.. 1.5 sene sonra televizyon girdi o eve.. Bomboş duvarları günden güne doldu kanaviçlerle.. 2 yıl sonra güzel tabak çanakların konacağı büfesi geldi sonunda.. 3.yılın dolmasına çeyrek kala büfenin takımı sehpa geldi.. zamanımızın evliliklerine çok benziyor değil mi? hani herşeyi dayalı döşeli, günler öncesinden evi, yeri hazırlanmış evliliklere? hani sadece geriye “geçinmesi” kalmış olan evliliklere?
hani o manzaralı ev varya.. bin şükür nasip edene..

Canım, ne zorluklar çekmişsin ve çeke çeke hak etmişsin bu manzarayı. Şimdi keyfini sür. Umarım bundan sonra her şey çokça kolay olur sizler için.
Sevgiler..
Canım benim çok teşekkür ederim güzel yorumun için, Amin inşAllah hepimiz için öyle olsun, kolaylıklar çıksın karşımıza.. Sevgiler benden de..
Neşeyle okumaya başladığım yazıyı hüzünle bitirdim. Çok güzel yazmışsınız yureginize sağlık. Rabbim cidden sabredenlerle bir. İnstagramda gormekten gına gelen çeyiz sayfalarından sonra bu yazıyı okumak çok iyi geldi. Ev ve yuva farkını ortaya koymussunuz. Gönüller bir olunca her şey hayal dahi edilemeyecek güzelliklere oluyor demek ki. Rabbim yuvanizi huzurunu artirsin 🙂
Nasıl güzel bir yorum.. Çok teşekkür ederim en içten Amin.. Bil mukabele.. Günümü daha da güzelleştirdiniz çok sağolun.. En içten sevgilerimle..