Travel bölümüne tabiki bununla başlayacaktım!
En taze, pek bi güzel, çok mu çok uzak olanından!

Evet evet! 13 saat hiç kesintisiz uçtuk! Biletimiz İstanbul’dan direk San Francisco’ya Türk Hava Yolları ileydi. Tabi öncesinde Hollanda’dan İstanbul’a uçtuk.. geri çekilip fırlatılmış yay gibiydik yani 🙂 tabi o kadar uzun yolda içimize fenalıklar mı gelmedi, kendimizi camdan aşağı atasımız mı gelmedi, döndük dolaştık, yedik, içtik.. o güneşliği kaç kez açtım kapadım bilmiyorum.. kaç kez uykuya dalıp uyandım, kaç kez film, dizi, animasyon vs. izledim.. Amaaaa çoook güzel bir uçuş rotasından Norveç’i, buzulları, Kanada’yı göre göre San Francisco’ya vardık.. Gidiş amacımız eşimin konferansa katılıyor olmasıydı aslında, ama biz oralara kadar gitmişken bir hafta kadar da kendimiz ekleyip biraz da tatil yaptık..
Uzuuuun pasaport kontrolleri, yok parmak izlerinin alınması, yok nereye niçin geldin soruları, detaylar.. detaylar.. Amerika için normal olan şeyler olduğundan sakin olup sabırla yapılması gerekenleri yapmak en iyisi.. Sonrasında daha gitmeden internet üzerinden işlemlerini hallettiğimiz araba kiralamadaydı sıra, eğer kendinize güveniyorsanız, iyi bir navigasyon cihazınız veya bizim gibi iphone’unuzda iyi bir gps programınız varsa (internetsiz de çalışan Sygic‘i öneririm) en rahatı, en uygun fiyatlısı araba kiralamak olacaktır. Zira Amerika için toplu taşıma maalesef iyi bir seçenek değil! ülke o kadar büyük ki nereye hangi toplu taşımayı koysun adamlar..
Arabayı teslim aldıktan sonra, o kadar uçuşun ardından tek istediğimiz şey oteli bulup dinlenmekti, 10 saatlik zaman farkı insanı mahvediyor.. Amerika’nın otelleri için çok iyi şeyler söyleyemeyeceğim, fiyatlar hem yüksek hemde çok beklentiyi karşılamıyor.. Ama sürekli şikayet edip tatili mahvetmeye değer mi? Bence kesinlikle değmez.. Bizim otelden beklentimiz çok yüksek değildir genelde, tabi eğer otel tatili yapmıyorsak yani şehir/ülke keşfedeceksek otele sadece uyumaya dinlenmeye girersin.. sıcak suyu olsun, temiz çarşafları/havluları olsun yeterli.. Amerika için önemli bir nokta; prizlerin farklı olması! ya gitmeden ya da gidince bir elektronik mağazasından “converter” almanız gerekiyor telefonlarınızı şarj edebilmek için veya diğer elektronik eşya kullanımı için..
Gelelim San Francisco’ya.. okurken de şunu dinleyebilirsiniz mesela;
İlk yaptığımız iş şehir merkezi/downtown’da bir otopark bulup arabayı oraya emanet etmek oldu, çünkü bi şehri arşınlamadan öğrenmek, kültürü hissetmek pek mümkün olmuyor.. Yalnız şöyle de bir durum var ki San Francisco’da ve Los Angeles’ta görülmesi gereken yerler birbirine hiiiç yakın değiller.. Ciddi yürümeniz gerekiyor..
San Francisco, 7 tepeli İstanbul gibi bol tepeli, yokuşlu bir şehir.. Bol bol hill var yani.. Hani bazı romantik filmlerde üstü açık bir araba iner yokuş aşağı, gün batımını gösterirler filan.. nasıl da güzel görünürdü gözümüze.. bi de full house dizisi vardı biz çocukken, dizi başlarken evler gösterilirdi, bi parkta piknik yapan dizinin kahramanlarının hemen arkasında.. işte tüm bunları gezdik gördük.. yıllar sonra.. aklımın ucundan bile geçmezken..
Aslında amacım yok şu caddeyi bulun düz gidin sağa dönün, hıhh işte orda, yok şu numaralı toplu taşımayı kullanın demek değil.. günümüzde artık adresleri, otelleri, bi şehirde kesinlikle görmeniz/yapmanız gerekenleri, ne yiyip ne içebileceğinizi vs. o kadar kolaylıkla bulabiliyorsunuz ki internet sayesinde.. Eee Amerika’da da her köşe başında ya Starbucks ya da Peet’s Coffee var ve internetleri ücretsiz/şifresiz.. veya şehir merkezlerinde de ücretsiz wifi’ler olabiliyor.. Trip Advisor‘dan yararlanarak neleri görebileceğinize, adreslere, alışveriş için marketlere, yemek yiyebileceğiniz yerlere vs. bakabilirsiniz.. Artık herşey elimizin altında ama bana sorarsanız bir şehirde kaybolmak en güzeli..
Gelelim San Francisco’daki duraklarımıza..
1. San Francisco Downtown – Transamerica Pyramid

Downtown’lar genel olarak gökdelenli, iş merkezli, herkesin bir koşuşturmaca içinde olduğu, biraz da soğuk yerler.. zira yüksek yapılar caddelerin güneş ile ısınmasına pek izin vermiyor.. elinde kahvesiyle, kulağında kulaklığıyla, topuklu ayakkabısıyla hızlı hızlı yürüyen, borsacı çantasını sallaya sallaya toplantıya yetişmeye çalışan insanlarla dolu caddeler.. Bana çok uzak şeyler olsa da, ekonomi, finans vs. yine de downtown atmosferini severim, en çok da köşe başlarındaki kahve dükkanlarını..

2. Pier 14/Bay Bridge
San Francisco’nun Pier’leri meşhur yani iskeleleri.. sahil boyunca biçok iskele var ve her biri farklı, kimi alışveriş yerleri içeriyor, kimi müze, kimi fok’ların dinlenme yeri.. en ünlüleri Pier 14, Pier 39.. Zaten sahil şeridi boyunca yüründüğünde hepsini görebilmeniz mümkün.. Pier’lerin bazılarından özlellikle Pier 14’ten karşı kıyıya veya aradaki minik ada Alcatraz’a geçişler var feribotlar ile.. Bay Bridge ise buralardan izlenebiliyor..


Pier 39’da ise fok’lar dinlenmedeler..

3. Fisherman’s Wharf
Sahil şeridinden Golden Gate’e doğru yürümeye devam ettiğimizde önümüze görülmesi gereken başka bir yer çıkıyor.. Fisherman’s Wharf.. Deniz ürünleri meşhur San Francisco’nun, burada ise çeşit türlü deniz ürünü restaurantları var.. veya ayak üstü atıştırmalıklar.. fish&chips, fried shrimps, crabs veya bilimum deniz ürünleri atıştırmalıkları..

4. Cable Cars/Cable Cars Museum
San Francisco’nun simgelerinden Cable Cars ise İstanbul’un tramvay’ları gibi.. Geçmişi 1800’lü yıllara dayanıyor.. Bol yokuşlu şehrin ulaşımı bu sayede kolaylaşmış.. bi çok yerde özellikle gezilmesi gereken bölgede durakları sıkça karşımıza çıkıyor.. Müzesi ise görülmeye değer ve ücretsiz..

5. Lombard Street
Gördüğüm en ilginç caddelerden biriydi Lombard Street.. çok dik bi yokuşu kıvrımlı bir yol haline getirmişler.. bi de güzel süslemişler ki ağaçlarla çiçeklerle.. Çoook da tarihsel yapıların sahibi olmayan Amerika’nın kendini nasıl da çekici hale getirdiğini görmek çok da zor değil..


6. China Town
San Francisco’daki China Town ise dünyadaki en eski China Town’lardan birisiymiş.. Zaten sokaklarda, dükkanlarda o kadar çok Çinli görüyorsunuz ki, kesinlikle doğru olmalı diye düşünüyorsunuz.. oldum olası sevmişimdir, merak etmişimdir farklı kültürleri, dükkanlarını, marketlerini, yemeklerini.. ıvır zıvır satan dükkanların çok eğlenceli olduğunu söylemeliyim..
bir de yemek deneyimimiz oldu burada, bence çok güzeldi, eşime göre ise çok da gerek yoktu 🙂

7. City Hall
Gittiğim her şehrin City Hall’ını yani belediye binasını görmeye çalışırım.. Özellikle Avrupa’dakiler çok sanatsal olur.. San Francisco’nun biraz daha beyaz saray kıvamındaydı.. Yol üstündeyken biraz bahçesinde turladık.. Çevre olarak niyeyse biraz tehlikeli bir muhitti, çok fazla evsiz vardı civarda.. Hemen yakınındaki post office’den ise ailelerimize kart attık 🙂 Mutlu edelim, mutlu olalım diye..

8. Alamo Square/Painted Ladies
Veee işte en etkileyici yerlerden biri.. Yine filmlerden hatırladığımız o muhteşem evler.. kocaman caddeler, binalar arasındaki yemyeşil parklar..


Alamo Square tam da böyle bir yer.. şehirin içinde ama yine de birazda olsa nefes almalık, koşturmalık veya uzanıp yayılmalık bir park.. Benim düşündüğümden biraz daha küçük bir park olsa da yine de çok güzeldi.. Burayı güzel yapan şeylerin en başta geleni ise o meşhur evler.. Bi zamanlar Full house dizisi başlarken gösterilen evler işte burada..

çok severdim o diziyi, ne kadar eskide kalmış inanılır gibi değil..
haa bir de San Francisco’da önümüzde giden bir otobüste reklamı vardı “Fuller House” olarak yeniden başlıyor diye.. Merakla beklemedeyim 🙂

9. Fine Arts Museum
Aslında burayı görene kadar çok normal sıradan bir yapı bekliyordum, böyle estetik bir müze beklemiyordum yani.. Golden Gate’i görmeye giderken çıktı karşımıza Fine Arts Museum.. Çevresi o kadar huzur verici ve şık bir ortam ki.. Zamanı bol olanların gezmesini/görmesini tavsiye edebileceğim türden..

10. Golden Gate Bridge
Golden Gate Bridge.. 1937’den.. yine filmlerden aşina olunanlardan.. Kızıl köprü.. ve bence en çekici tarafı rengi.. orda saatlerce kaldık.. daha da kalabilirdik.. en güzel pozlarımızdan birini de orda verdik 🙂


11. Powell Street – Market Street
Downtown’ın en işlek caddelerinden biri Powell Street.. Biraz daha lüks, cable car’ların işlediği en ünlü cadde.. Güzel bir atmosferi var.. şık oteller, mağazalar.. macy’s mağazasının en üst katında da cheesecake factory var!! 🙂

Market street ise yine ünlü ve büyük bir cadde.. ucu sahile Pier’lere kadar uzanıyor.. Alışveriş için gerekenler de orada..

Şimdilik San Francisco kısmı bu kadar olsun.. Ama bununla ilgili özel bir yeme-içme yazısı daha yazmak istiyorum.. Ve tabi daha gördüğümüz pek çok minik şehirlerden de bahsedeceğim.. Sevgiler..
Merhaba ! Guzel bir yazı olmuş. Artik günümüzde olanaklar artık gelişti. Artik geziler seyahatler bizim insanlarımız için de yavas yavas gezme isteği oluyor . Blog yazıları için de sizin de söylediğiniz gibi herkes ne isterse yapsın TV karşısında yaşlanmayı beklemek yerine birseyler yazsin çizsin : )
Bende boş vakit buldugum zaman hemen blog dünyasında kendimi buluyorum
Yazılarınızın devamı bekleriz iyi günler ..
Merhaba, aslında çok yeniyim biraz daha toparlayıp daha güzel bir formata geçeceğim.. şimdilik içimden geldiği gibi yazıyorum öyle.. Blogum için ilk yorum sizden geldi ve ben çok mutlu oldum 🙂 çok teşekkür ederim, olumsuz değil motive edici bir yorum yazdığınız için.. iyi günler..