*Flower Fields*

Merhabalar, music

Zaman su gibi akıyorken,

Nisan bile gelmişken,

Hollanda, geldiğimizden beri en ılık Mart-Nisan aylarını bize yaşatmış-yaşatıyorken,

baharı tüm güzelliğiyle yaşıyoruz buralarda..

tulpenfeld4

“Geçen sene de böyle miydi? bu kadar çiçek var mıydı? sanki bu yıl erken açtı ağaçlar, papatyalar çabucak çıktı… ” diye diye geçiyor günlerim.. 

Gerçekten de öyle! bu sene yaklaşık bir ay/ 25 gün kadar önce değişti mevsim.. geçen sene Mayıs başında açan ağaçlar şimdilerde çiçeklenmeye başladılar bile.. 

Bu pazar ise 22 dereceye kadar çıktı sıcaklık :)) sadece bir günlük keyif olsa da, nasıl değerli bizler için bir bilseniz :)) burada anladım güneşli günlerin değerini :)) insanların ilk fırsatta güneşlenme çabalarını :))

Biz de hemen değerlendiriyoruz tabiii :)) Attık kendimizi yollara, bu kez lale tarlalarına doğru… 

tulpenfeld6

Tarlalar dolusu laleler, sümbüller, nergisler karşıladı bizi Noordwijk/Noordwijkerhout bölgesinde..

Bu bölge, daha önce bahsettiğim Hollanda’nın meşhur lale bahçeleri “Keukenhof” a çok yakın aslında..

tulpenfeld2

Keukenhof daha çok farklı peyzaj düzenlemeleri ile oluşturulmuş devasa bahçelerden oluşuyor, bu pazar gittiğimiz yerler ise çiçek üreticilerinin tarlaları :)) kanallarla, bisiklet yollarıyla ayrılmış bakmaya doyamadığımız evlerin aralarındaki çiçek tarlaları..

Yer yer mis kokusuyla ortalığı kaplamış beyaz, mor, pembe renkli sümbüller.. yer yer sapsarı nergisler.. ve renkleriyle böcekleri cezbeden laleler.. O kadar çoklardı ki.. öyle güzellerdi ki.. 

tulpenfeld3

Tarlalar dolusu çiçek Hollanda’nın sembollerindendir aslında, bu dönemde uçaktan bakıldığında renk renk tarlalar görünür :)) kırmızı, sarı, mor, pembe, beyaz… 

tulpenfeld7

Hem turistik amaçlı hem de organik boya üretiminde kullanmak için ekiliyor bunca çiçek.. bize de keyfini çıkarmak düşüyor :))) 

tulpenfeld9

tulpenfeld8

Bu pazarımızı bu güzellikler içinde geçirdik biz :)) havaların güzel gitmesini diliyor, baharın daha çok tadını çıkarabilmeyi umuyoruz.. şimdilik buralardan haberler böyle..

Sevgiler benden.. tulpenfeld5

 

Kasteel De Haar

“Dünya’nın diğer ucuna dair hayaller kurarsın da burnunun ucundakileri görmezsin..”

kasteeldehaar5

Hollanda’nın en büyük kalesi Kasteel De Haar‘ı görünce düşündüklerim tam olarak buydu.. Hollanda’ya gelişimizin üzerinden 3,5 yıl geçti ve biz bu güzel yeri, oldukça ihtişamlı bu kaleyi yeni keşfettik.. 

Şu dünyada bize gösterildiği kadar varız işte..

Bize ne nasip oluyorsa O’yuz aslında..

Bakmak, görmek, farkına varabilmek vs.. vs.. her ne derseniz..

kasteeldehaar

Kasteel De Haar,  instagramda Avrupa’daki şehirlerden veya kıyıda köşede kalmış yerlerden büyüleyici fotoğraflar yayınlayan living_europe diye bir hesabı takip ederken çıktı karşıma.. Hemde Utrecht’te çok yakınımızdaymış meğer.. Gördüğümden beri aklımdan çıkmadı ve bu pazar kalktık gittik 🙂 

Kalenin aslı 13.yüzyıllara dayanıyor ancak 1800’lü yıllarda yeniden inşaa ile bugünlere geliyor.. İlk olarak De Haar family sahipliğinde, sonrasında el değiştirmiş ve yenilenmiş.. Haftanın her günü açık olan kale, park ve müze kısmından oluşuyor.. Sadece park kısmını gezmek isterseniz kişi başı 5 euro, müze ile birlikte 16 euro.

Park kısmı öyle büyük ki, bahar aylarında pek şenlikli olsa gerek.. bizde şimdiden baharda tekrar gelelim diye anlaştık 🙂

Birçok aktiviteye de ev sahipliği yapıyor kale, kilisesi, kafesi, hediyelik eşya bölümleri de var.. 

kasteeldehaar4

Geçtiğimiz haftasonu Hollanda oldukça soğuk ve zaman zaman kar yağışlıydı, Utrecht bölgesi ise biraz daha yüksek olduğundan Kasteel de Haar’ı az da olsa kar görüntüsüyle gördük biz.. üşüye üşüye gezdik ama ara sıra kendini gösteren güneş ile sevindik :))

kasteeldehaar3

Çevresi kanal ile çevrili, ayrı ayrı birkaç bölümden oluşan devasa bir kale Kasteel De Haar.. 200 oda, 30 banyodan oluşuyormuş, içerisini gezmeyi bir dahaki gelişimize sakladık biz :)) baharda burasının çiçeklendirilmiş halini çok merak ediyoruz çünkü 🙂 belki kalenin parkında piknik bile yaparız 🙂 

Benden yine yolu bu taraflara düşeceklere ve bizim gibi Hollanda’da yaşayıp da şimdiye kadar burayı bilmeyenlere tavsiyem olsun  🙂 Bir de farkındalıklarımız çok olsun..

Sevgiler..

Işıltılı Strasbourg!

Yeniden merhaba, (music)

Buraların tatil olması bloguma yaradı 🙂 hep istediğim gibi 🙂 Strasbourg’dan hemen bahsetmeliydim bu ışıltılı dönem bitmeden.. boool fotoğraflı bir yazı yazmalıydım.. hadi başlayalım o zaman 🙂 

strasbourg

Rhein nehrinin akıp giderken Almanya ile Fransa arasında sınır çizdiği bölgede, Fransa tarafında kalan ama Alman kültüründen de bir hayli etkilenmiş bir şehir Strasbourg.. Normal zamanda belki birkaç görülmesi gereken yer sayabilirim ancak bu dönemde “Capitale de Noël” olarak geçiyormuş Strasbourg.. Yani Noel başkenti.. Belki biraz ihtişamlı katedrali, Fransızların her bölgeyi ünlü yapma sevdası, Noel bayramlarına verdikleri önem Strasbourg’u Noel zamanının başkenti olarak sunmalarında etkili tabi..

strasbourg2.png

Le Marché de Noël de Strasbourg /Strasbourg’un Noel Pazarları

Noel Pazarları Avrupa’da çok sevilen, turist çeken, dönemin sıcaklığını yansıtan aktiviteler.. Strasbourg’un Noel başkenti olması sebebiyle farklı isimlerde farklı konseptlerde şehrin farklı noktalarında birçok Noel pazarı vardı.. En büyüğü ise Cathedrale Notre Dame de Strasbourg (Notre Dame Katedrali) nin hemen önüne kurulmuş olandı..

strasbourg3

Kathedral ise öyle büyük öyle ihtişamlıydı ki.. çevresi, pazarların da kurulmuş olmasıyla epey kalabalıktı.. Son zamanlarda artan terör olayları sebebiyle Kathedral günde sadece 1 saat açıktı ve etrafta sürekli güvenlik görevlileri, polisler ve askerler dolaşıyor malesef..

strasbourg6.png

Noel Pazarlarının en ihtişamlı olanı ise Le marché du Carré d’or adını verdikleri, Place du Temple-Neuf ‘daydı.. ama ne ihtişam, nasıl bir peri masalı..

Oldukça dar birkaç sokaktan oluşan bu bölgeyi başlı başına süslemişlerdi.. 

strasbourg7

strasbourg8

strasbourg9

Evet evet! tüm bu gördüğünüz süslemeler o sokağın dekorlarıydı.. Mağazaların, cafelerin, pastanelerin dekorlarıydı.. Sanki bir eğlence parkındaymışız gibi, izlemeye, bakmaya doyamadık :)) Gündüz ve akşam tekrar tekrar dolaştık.. 

strasbourg13

Le Petite France/Minik Fransa ise Strasbourg’un tarihi evlerinin bulunduğu bölgesi.. Normal dönemde de görülmesi gereken yerlerin başında geliyor..

Kanalların ayırdığı, Alman kültüründen etkilendiği ayan beyan görülen güzel evlerin arasında gezinmeye dalıyoruz bu kez.. Kanalların su seviyesini değiştirip, turistik motorların yükselip geçmesini sağlayan sistemin çalıştığı an’a denk geliyoruz üstelik.. 

strasbourg10

strasbourg11

strasbourg12

Zaten minik birkaç sokak olan Le Petite France hemencik bitiveriyor.. Sonrasında kendimizi şirin dükkanlara atıyoruz ki birkaç anı alabilelim yanımıza 🙂 Strasbourg’un da içinde bulunduğu Fransa’nın bu bölgesine Alsace (Alsas) deniyor aslında.. O yüzden çoğu yerde Alsace ibaresi görüyoruz hediyelik eşyalarda, bir de leylekleri..  Alsace bölgesi, Afrika’dan yaz döneminde göçle gelen leyleklerin durak noktasıymış ve Alsace’lılar leyleklerin iyi şans getirdiğine inanıyorlarmış 🙂 o yüzden bir sürü yerde leylek sembolleri vardı :)) 

strasbourg14

strasbourg15

strasbourg16

strasbourg18

Strasbourg gezimizi kısa notlar ve çokça fotoğraflarla anlatmaya çalıştım, yolu buralara düşenler için belki bir fikir olur diye.. 1 gece-2 günlük bir kaçamaktı bizim için.. çok çok eğlenceli bol neşeli bir geziydi, yetti de arttı bile.. işte buralara kadar da taştı..

Benden şimdilik bu kadar..

sevgiler..

strasbourg17

 

German Castles

Merhabalar,

Buralar Noel tatilinde.. Evde olmanın, heryerlerin kapalı olmasının tadını blogumda zaman geçirerek çıkarmak istedim bende 🙂 

Aslında 2 gündür gezmelerdeydik, Noel dönemi doğmanın:) güzel tarafı mı desem heryer tatil olunca biz de yine düştük yollara.. yakın yerlerden birinde iki gün de olsa zaman geçirmekti niyetimiz.. Kendimize bir yer seçtik haritadan! Bu kez Fransa’ya mı geçsek dedik ve Strasbourg’u hedef belirledik 🙂 Yol üzerinde de görülmesi gereken yerleri araştırdığımızda Alman Kaleleri listemizdeki iki kalenin rotamıza yakın olduğunu gördük 🙂 Cuma sabahtan düştük yollara böylece.. 

Evet Almanya’nın görkemli, gizemli, masalsı kaleleri meşhur.. En bilinenler bize biraz uzak tarafta kalıyor malesef, ama en yakın zamanda şu meşhur olanları da görmek niyetimiz 🙂

eltz

Cuma günü Strasbourg’a giderken ilk durağımız 12. yüzyıldan bugünümüze kalan Eltz Castle (Burg Eltz) oldu..  Bu tarz kaleler genellikle kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde kalıyor malesef.. bir tura dahil değilseniz ve bizim gibi aklınız estiğinde gitmek isterseniz gps kullanıp, araç ile gitmek gerekiyor.. 

Eltz Castle’a vardığımızda, araç park bölümünde birkaç arabayı görünce rahatladık aslında, bizim gibi gelenler de varmış diye 🙂 15dakikalık bir patikadan, çamların, kuru dalların arasından, Rhein nehrinin dallanıp ayrılmış ve Eltz civarına kadar gelmiş su kollarınn şırıltısı eşliğinde yürüyerek kaleye vardık.. Patikanın son virajını döndüğümüzde karşımıza aniden çıktı büyüleyici kale.. inşaa edildiği zamanın havasını seriverdi önümüze..

eltz2

Eltz Castle, Nisan-Ekim ayları arasında ziyarete açık olduğundan içerisini göremedik malesef, ama bir süre çevresinde dolaşmak, ortamın sessizliğinde manzaranın tadını çıkarmak yetti de arttı bize..

cochem

Sonrasında yine yollara düştük, bu kez Rhein nehri kıyısında minik Cochem şehrini ve Cochem Castle‘ı görebilmek için.. 

Kaleleri araştırırken karşımıza çıkmıştı Cochem aslında.. Artık bilmediğim şehir duyunca ilk araştırıp fotoğraflarına baktığım yer Instagram oluyor benim.. en güncel en güzel fotoğrafları bulabiliyorsunuz, bu sayede birçok yeni yer öğrendik biz 🙂

cochem3

Rhein nehri kıyısında, yamaçlarında üzüm bağlarının sıralandığı, akşamüstü sakinliğinde, buz gibi havada, noel ışıltıları eşliğinde bizi etkilemeyi başardı bu minik yer..  Üzüm hasatı zamanı çok turistik olduğunu düşündüğüm, birçok hotelin bulunduğu, şaraphanelerinin meşhur olduğu, şarap festivallerinin yapıldığı bir yermiş.. en tepede de Cochem Castle.. Kalenin geçmişi 1000’li yıllara dayanıyor..  

cochem4

cochem5

Bu durağımız havanın karardığı saatlere denk geldiğinden biraz karanlık resimlerim, ancak ışıltılı hava hissediliyor yine de.. Bu güzel yerler Strasbourg yolu üzerinde karşımıza çıkanlardı..

Halihazırda Almanya’nın kalelerinden bahsederken, geçen yıl bu zamanlar Berlin’e giderken uğradığımız Burg Schaumburg ve geçtiğimiz ay Limburg an der Lahn gezimizde uğradığımız Schloss Braunfels den bahsetmek istiyorum, bizim gibi kale meraklılarına.. 

burgschaumburg

Burg Schaumburg yine oldukça eski, yaklaşık 1000 yıl önce inşaa edilmiş, bol virajlı ormanlık alanların tam da tepesinde, mis gibi atmosferi ve harika bir manzarası olan bir kale.. Almanya Kaleleri listesinde görülmesi gereken yerlerden birine daha tik atıyoruz böylece..

schlossbraunfels

Ve geçen ay gidip hayran kaldığımız, çok da bilinmeyen, Limburg an der Lahn gezimizden Hollanda’ya dönerken uğradığımız Schloss Braunfels.. Bu kale sanki Braunfels şehrinin giriş kapısı gibiydi.. kalenin içinden geçince masalsı minik bir şehir karşınıza çıkıyor.. ve yine alman mimarisinin farklılığı, güzelliği.. yine ahşap kemerler göz alıcıydı..

schlossbraunfels2

schlossbraunfels5

Dar sokaklar, rengarenk Alman fırınları, minik cafeler, yerel oteller.. Bacası tüten evler.. Öyle çok şey anlatıyor ki.. Braunfels çok çok etkilendiğim yerlerden biri oldu Almanya’da.. 

Her zaman dediğim gibi çok da bilinmeyen yerler hep en güzel oluyor.. keşfedebildiğimiz için şanslı görüyorum kendimi.. Hollanda’ya ilk geldiğimizde, imkanımız&zamanımız olsa da köy köy dolaşabilsek diyordum.. Eee daha ne isterimm.. 

Vee yeni yaşımın ilk yazısını yazmış olayım böylece.. Daha nice yeni yerler, bambaşka diyarlar görebilmeyi temenni ediyorum, diliyorum, istiyorum..

Yılın son günlerini dolu dolu geçirebilmek, daha çok yazıp okuyabilmek isterim bir de..

Herşey herkesin gönlünce olsun..

Sevgiler..

Yılın en güzel dönemi geldi..

Herkese merhaba,

En sevdiğim ay, Aralık geldi..

İnanılır gibi değil ama bir yıl daha geçiyor işte.. Zorluklarıyla, güzellikleriyle.. 

Bu aya yakışır şekilde daha çok post ile buralarda olmak istesem de işler öyle gitmedi malesef.. Yapılacak işler, okunacak kitaplar, yılın son zamanlarını en iyi şekilde değerlendirme, yeni uğraşlar derken.. Anlatılacaklar birikti 🙂

december2016

Hollanda ışıl ışıl.. heryer süslü.. Kış ise iyice yüzünü gösterdi.. Artık sararmış yapraklar değil, kuru dallar var.. Hava eksilerde, sabahları evimizin karşısındaki kanal ve göl donmuş bir şekilde uyanıyoruz çoğunlukla.. Soğuk havaya aldırmadan daha çok dışarılardayım ben, daha çok bisiklete biniyorum mesela.. Buzzzz gibi havada, ellerim donsa da.. Mevsimleri hissetmek, hepsinde ayrı bir tat bulmak öyle güzel ki.. 

december2016_5

Hava ne zaman çoook soğusa, güneş parlıyor.. sakin dingin, soğuk ama tertemiz bir de güneşli havada Hollanda’nın tadına doyum olmuyor..

december2016_6

Geçtiğimiz haftasonu da öyleydi, biz de yolumuzu Amsterdam’a düşürdük.. Öyle kalabalıktı ama öyle ışıltılıydı ki.. Amsterdam’ın en çok turist çeken dönemi kışın diyebilirim.. 

Normalde çok sakin geçen gündelik hayatımızdan sonra Amsterdam’a gidince başka ülkeye gitmiş gibi oluyoruz, sadece 40dk’lık yolculukla değişiyor havamız birden 🙂 

december2016_4-jpg

Diğer taraftan Aralık başka güzelliklerle geldi bana 🙂

Zamanımı keyifle geçireceğim yeni uğraşlar çıkardı karşıma..

Aslında biraz huzur bulmak için başladığım Arabic Calligraphy, başka bir ilgi alanı açtı bana.. Handlettering.. El yazısı ile doodle yapmak aslında bir nevi.. Öyle büyük bir tutku haline geldi ki geçtiğimiz günlerde, elimden bırakamaz oldum 🙂 

Arabic Calligraphy’de iddialı olur muyum, henüz çok başındayım, bilemiyorum ama Handlettering ile uzuuuun yolumuz var gibi duruyor…

december2016_8

Şimdilik biraz meraklandırayım sizleri.. detaylı yazısını bir sonraki postta yazacağım 🙂

ve pek tabi arşivim de artsın günden güne 🙂 

Şimdilik benden bu kadar, sıkça yazabilmek dileğiyle.. Sevgiler..

Limburg an der Lahn

Selamlar..

Geçtiğimiz haftasonlarından birinde birkaç iş için Almanya’ya yolumuz düştü.. Frankfurt ve civarındaydık iki gün.. Dönüş yolunda ise uzuuun zamandan beri aklımda olan, instagram sayesinde öğrendiğim, Rhein nehri yanına konuşlanmış minik bir şehir “Limburg an der Lahn“ı görme fırsatımız oldu.. 

Şimdiye kadar kime söylesem Hollanda’nın Limburg’u sanıyor, dediğim yeri çok da bilmiyor beni pek de ciddiye almıyorlardı.. Hatta döndüğümde haftanın ilk iki günü gittiğim Hollandaca kursumda bir hayli reklamını yaptım bu yerin 🙂 ordakiler de duymamışlardı.. 

Ben, çok da bilinmeyen, bozulmamış, çok meşhur olmamış yerleri görmeyi çooook seviyorum..  İstediğimiz gibi geziyor, istediğimiz noktada durup doya doya fotoğraf çekip Avrupa’nın sessiz sakin yerlerinin tadını çıkarıyoruz. 

Limburg an der Lahn’da görülmesi gereken asıl yer Altstadt yani Old town.. ilk kurulan şehir yani.. bir çok şehirde olduğu gibi..

1200’lü yıllardan kalmış Limburg an der Lahn katedralini görüyoruz ilk olarak.. rengi, yapısı ve şehrin silüetini oluşturmasıyla görkemli ancak içi oldukça sade bir katedral.. bulunduğu yere de Domplatz deniyor.. 

limburg

limburg2.png

Buzzz gibi havanın sakinliğinde yürüyoruz, yokuşlardan iniyoruz.. Sonbaharın iyice yüzünü kışa döndüğü Kasım ayında hala devam eden renk çeşitliliğiyle coşuyoruz.. Yine diyorum ki iyiki bu mevsimde düştü yolumuz iyikiiii… 

Sonrasında ise Almanya’nın eski mimarisine doyuyor gözlerimiz… O ahşap kirişli evler.. dar sokaklar.. Bizdeki Safranbolu evlerinin Alman versiyonu sanki..  Çok çok farklı geliyor bana her gördüğümde.. 

limburg3

limburg9.jpgBu eski şehrin içinde dolaşıyoruz bir süre.. vintage dükkanlara dalıp çıkıyorum.. çikolata evinde bir sıcak çikolata yudumluyoruz içimiz ısınsın diye..

lavanta villasının önündeki bisiklete bayılıyorum bir de 🙂 limburg8-pnglimburg11Mola veriyoruz, turluyoruz, sonradan kurulmuş yeni şehir tarafında yürüyoruz buz gibi havada.. Cumartesi günü olduğundan bir de pazar kuruluydu birkaç sebze meyve, peynir sergileri vardı minik bir alanda..  Rewe marketten aldığımız pişmiş,soyulmuş ve vakumlanmış kestaneyi yiyoruz yürürken ve ben tabi ki Hollanda’da hasret kaldığım Tchibo’ya giriyorum.. Birşey almasam da bakması yetiyor, çok severdim Türkiye’deyken de hep giderdik Cevahirde 🙂 Hollanda’da olmamasına öyle şaşıyorum ki.. 

Ve böylece doyuyoruz Limburg’a.. minik bir yer zaten.. “yakınlarda bir de kale varmış orayı da görelim, hemde eve dönüş yolumuzun üzerindeymiş acaba başka kalelerde var mı? malum Almanya’nın kaleleri meşhur..”diye diye düşüyoruz yine yollara.. 

Limburg’a yakın Runkel Castle/ Burg Runkel.. burgrunkelBakmaya doyamadığımız manzarasına, o dinginliğine ve pek tabi sessiz sakinliğine bayıldığımız minicik bir köyde bir kale..  ve nehrin üzerinde salınan kemerler..

img_3666

Kâh huzurlu kâh düşünceli.. umutlu, hayallerle dolu bir haftasonundan elimizde kalanlardı işte bunlar.. güneşin ışık oyunlarıyla, bazen açıp bazen kapanmasıyla.. renklerin eşsizliğiyle büyülendiğimiz bir haftasonuydu..

daha nice güzellikleri görebilmek dileğiyle..

Sevgiler.. 

 

limburg12.png

Giethoorn

Günlerden bir gün Türkiye’de bir haber çıkıyor.. 

Masal köy.. Hobbit köyü..

the Venice of Netherlands.. Hollanda’nın Venedik’i.. 

Hollanda’da bulunan bu masal köyde yol yok.. Ulaşım, kanallarda teknelerle sağlanıyor…

Veeee bunu duyan Türk gezginler Hollanda’ya gelince buraya uğramadan dönmüyor.. Sosyal medya sağolsun baya da ünleniyor böylece Giethoorn.. 

giethoorn6

Okumaya devam et

Volendam & Marken

Hollanda yazılarından devam etmek istiyorum bugünlerde..

Çok çok kez gittiğim yerleri yazmakta geç bile kaldım bence..

Genellikle Hollanda’da görülmesi gereken ve benim de gezerken çok mutlu olduğum yerlerden bahsetmeyi seviyorum.. Bir de tur gezilerinin sadece birkaç popüler noktaya odaklandıkları biliyorum ve bu yüzden farklı yerler görmek isteyenlere klavuz olmak bi nevi amacım.. Ya da mesela bir kez gelmiş ama Hollanda tam benlik yine gideyim daha detaylı gezeyim diyenlere belki de yol gösterici olabilirim 🙂 

Aslında bu yazıda sadece Marken‘den bahsetmekti amacım.. Daha az bilinenden.. Ama sonrasında Volendam‘dan neredeyse hiç bahsetmediğimi farkettim ve değinmeden geçemezdim.. Okumaya devam et

Kanada Rehberi Vol.1 :)

Kanada.. bu blogun çıkış noktası..

aslında yıllar yıllar önce yazmak istediklerim..

ama işte şimdi tam 9 yıl sonra hayat buluyor.. gerçekleşiyor.. Ve yine bir dürtme ile.. benim o zamanki halim gibi, minik bir kızın Kanada’ya gitmeden önce kafasından geçen sorularla tetikleniyor yazacaklarım.. ertelediğim.. ama en çok sevdiğim.. yerine hiçbir yeri koyamadığım.. hala ilk günlerdeki gibi heyecanla, saatlerce anlatabildiğim.. tek yer.. Kanada.. 

DSC00533

Okumaya devam et