Yaz yaz yaz..

Merhabalar,  music

Ramazan’ı, bayramı bitirdik de Temmuz’u bile yarıladık..

Son zamanlarda belirsizlikler beni biraz yorsa da hayat devam ediyor, akıp gidiyor işte yine.. ama illa ki yaz döneminde bir tembellik oluyor öyle değil mi? işte bu yüzden ben Eylül’ü iple çekiyorummm.. çünkü derli toplu, düzenli hayatı daha çok seviyorum..

Kısaca bir ses vermek istedim aslında neler yapıyorum nelerle uğraşıyorum..

İşledim.. 

Son postumda bahsettiğim “Kanaviçe ile Hat Sanatı Besmele” bitti, öyle güzel aktı gitti ki.. huzur verdi..

Okuyorum..

Kitaplardan halen devam ettiklerim var, yazın biraz yavaşladım sanki.. ama çok da kendimi sıkmadan ilerliyorum.. ilaveten “tutunamayanlar” a başladım ve livaneli’nin “huzursuzluk”una.. aynı zamanda birkaç kitap okumayı seviyorum..

İzliyorum/Dinliyorum..
Filmlerden Çağan Irmak’ın “dedemin insanları”nı izledik çoook etkilenerek.. Albüm olarak ise tabiki Tarkan dinleniyor bu aralar bizde de :))

Dizilerden Silicon Valley’in yeni bölümlerini izliyoruz fırsat buldukça..

Geziyorum..

Taze taze gördüklerimiz; yine yeniden Paris.. sonrasında ilk defa “Rouen” ve bayıldığımız Fransa’nın batısındaki “Étretat“.. ve yeniden dönüş yolunda Gent.. sabırsızlıkla yazılmayı bekliyor anılar..

Ve bol bol yağmurda bisikletle geziyorum, yeniden rutinime döndüm canım sıkıldıkça Delft’teyim :))

Pişiriyorum..

Limonlu KEK!

Damy’s kitchen nın tarifi, biraz daha az şekerli, yulaf unlu misssss gibi limonlu kek ile midelerimizi, ruhumuzu şenlendiriyorum :))

Benden haberler böyle..

Nice güzel anılar biriktirebilmek ve yazabilmek dileğiyle..

Sevgiler..

Hayat akıp giderken..

Herkese merhaba! 

Bir ay*cık aradan sonra yeniden buradayım! 

Şükür kavuşturana 🙂 

Biraz kafa dağıtmak, çok düşünmemek(!), bir nebze olsun ailelerimiz ile hasret gidermek için canımız ülkemize doğru yola çıktık.. gezdik, dolaştık, leziz yemeklerin dibine vurduk eh biraz da kilo aldık 🙂 saatlerce sohbet ettik, kalabalıklara doyduk

ve hatta

iki kişilik dünyamızı özledik de işte

düz memleketimiz Hollanda’ya döndük..

yine DOĞduğumuz yerde değil! DOYduğumuz yerdeyiz..

ve şimdi

yaklaşık bir yıl kadar önce başladığım blog macerama kaldığım yerden devam ediyorum :)) aklımın ucundan geçmeyen diyarlardan yazdığım yazıları yine bambaşka yerlerden okuyanlar, takip edenler var.. onlara çok çok teşekkürlerim var!.. ifade edemediğim..

İşte benden haberler! 

Bir müddet yazamayışımın dışında iyiyim ben! yanıbaşımda ülkemden getirdiğim misss gibi Türk kahvem, karşımda gıcır gıcır kitaplarım, yerleşmiş eşyalarım, buram buram kokan baharatlarım, kuru patlıcanlarım, biberlerim :))

hayat akıp gidiyor işte.. mutlulukla.. 

Hazır bu post eve dönüş yazısı olmuşken okumayı planladığım, gelirken valizimin büyük bir kısmını kaplayan, içimi ferahlatan kitaplarımdan bahsetmek isterim 🙂

books1

Her gidiş gelişte sanırım en çok bütçeyi kitaplara ayırıyorum.. Ne mutlu ki öyle.. ama iyi bir reklamcı değilim bu konuda! okuduğum kendime 🙂

bir de en son çıkanları takip etmem 6 ay-1 yıl sonradan oluyor, geç oluyor ama güzel de oluyor bence 🙂 zira kitapların beni beklediğine inananlardanım, O an O ruh halimin O kitaba ihtiyacı varmış derim mesela.. belki saçma.. 

books3

Kitaplarımı Türkiye’ye gitmeden veya uzun kalacaksam gidince, idefix’den alıyorum ben. Sipariş verip dönüşümüz nerden olacaksa oraya en yakın ailemize geliyor kitaplar.. bana da valize yerleştirmek kalıyor 🙂 aklımda kalan birkaç kitabı da D&R’dan bakıp koklayıp seçiyorum 🙂 

books9

Gül Sunal’ın “Kemal”ini aldım..

Jose Saramago’dan merak ettiklerimi seçtim..

Murathan Mungan için geç bile kalmıştım, “Lal Masallar”dan başladım..

Pedagoji eğitimi ilerletilmeli diyip “Beni Ödülle Cezalandırma”yı okumalıydım.. 

Stefan Zweig kitaplarından seçmeler yaptım..  ince, hemen okunabilir kitaplara da ihtiyaç var değil mi 🙂 

books6

Bilge Karasu kitaplarından da bu kez payıma “Ne Kitapsız Ne Kedisiz” düştü.. bir de kapağından etkilendiğim “Seyrek Yağmur” Barış Bıçakçı’nın..

En çok merak ettiklerimden “Kuşlar Yasına Gider” ve her daim okuyabildiğim Ayşe Kulin’in “Kanadı Kırık Kuşları”nı aldım.. 

books8

Olmazsa olmazlar.. Elif Şafak (Havva’nın üç kızı), yanıbaşımda olsun diye yeniden Orhan Pamuk (Benim Adım Kırmızı), Nazan Bekiroğlu (Lâ sonsuzluk hecesi), Oğuz Atay..

ve daha nicesi.. 

Mutlulukla, huzurla okuyabilmeyi ümit ediyorum.. 

Artık burada olduğuma göre de daha sık yazabilmeyi 🙂 Sevgiler benden.. 

German Castles

Merhabalar,

Buralar Noel tatilinde.. Evde olmanın, heryerlerin kapalı olmasının tadını blogumda zaman geçirerek çıkarmak istedim bende 🙂 

Aslında 2 gündür gezmelerdeydik, Noel dönemi doğmanın:) güzel tarafı mı desem heryer tatil olunca biz de yine düştük yollara.. yakın yerlerden birinde iki gün de olsa zaman geçirmekti niyetimiz.. Kendimize bir yer seçtik haritadan! Bu kez Fransa’ya mı geçsek dedik ve Strasbourg’u hedef belirledik 🙂 Yol üzerinde de görülmesi gereken yerleri araştırdığımızda Alman Kaleleri listemizdeki iki kalenin rotamıza yakın olduğunu gördük 🙂 Cuma sabahtan düştük yollara böylece.. 

Evet Almanya’nın görkemli, gizemli, masalsı kaleleri meşhur.. En bilinenler bize biraz uzak tarafta kalıyor malesef, ama en yakın zamanda şu meşhur olanları da görmek niyetimiz 🙂

eltz

Cuma günü Strasbourg’a giderken ilk durağımız 12. yüzyıldan bugünümüze kalan Eltz Castle (Burg Eltz) oldu..  Bu tarz kaleler genellikle kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde kalıyor malesef.. bir tura dahil değilseniz ve bizim gibi aklınız estiğinde gitmek isterseniz gps kullanıp, araç ile gitmek gerekiyor.. 

Eltz Castle’a vardığımızda, araç park bölümünde birkaç arabayı görünce rahatladık aslında, bizim gibi gelenler de varmış diye 🙂 15dakikalık bir patikadan, çamların, kuru dalların arasından, Rhein nehrinin dallanıp ayrılmış ve Eltz civarına kadar gelmiş su kollarınn şırıltısı eşliğinde yürüyerek kaleye vardık.. Patikanın son virajını döndüğümüzde karşımıza aniden çıktı büyüleyici kale.. inşaa edildiği zamanın havasını seriverdi önümüze..

eltz2

Eltz Castle, Nisan-Ekim ayları arasında ziyarete açık olduğundan içerisini göremedik malesef, ama bir süre çevresinde dolaşmak, ortamın sessizliğinde manzaranın tadını çıkarmak yetti de arttı bize..

cochem

Sonrasında yine yollara düştük, bu kez Rhein nehri kıyısında minik Cochem şehrini ve Cochem Castle‘ı görebilmek için.. 

Kaleleri araştırırken karşımıza çıkmıştı Cochem aslında.. Artık bilmediğim şehir duyunca ilk araştırıp fotoğraflarına baktığım yer Instagram oluyor benim.. en güncel en güzel fotoğrafları bulabiliyorsunuz, bu sayede birçok yeni yer öğrendik biz 🙂

cochem3

Rhein nehri kıyısında, yamaçlarında üzüm bağlarının sıralandığı, akşamüstü sakinliğinde, buz gibi havada, noel ışıltıları eşliğinde bizi etkilemeyi başardı bu minik yer..  Üzüm hasatı zamanı çok turistik olduğunu düşündüğüm, birçok hotelin bulunduğu, şaraphanelerinin meşhur olduğu, şarap festivallerinin yapıldığı bir yermiş.. en tepede de Cochem Castle.. Kalenin geçmişi 1000’li yıllara dayanıyor..  

cochem4

cochem5

Bu durağımız havanın karardığı saatlere denk geldiğinden biraz karanlık resimlerim, ancak ışıltılı hava hissediliyor yine de.. Bu güzel yerler Strasbourg yolu üzerinde karşımıza çıkanlardı..

Halihazırda Almanya’nın kalelerinden bahsederken, geçen yıl bu zamanlar Berlin’e giderken uğradığımız Burg Schaumburg ve geçtiğimiz ay Limburg an der Lahn gezimizde uğradığımız Schloss Braunfels den bahsetmek istiyorum, bizim gibi kale meraklılarına.. 

burgschaumburg

Burg Schaumburg yine oldukça eski, yaklaşık 1000 yıl önce inşaa edilmiş, bol virajlı ormanlık alanların tam da tepesinde, mis gibi atmosferi ve harika bir manzarası olan bir kale.. Almanya Kaleleri listesinde görülmesi gereken yerlerden birine daha tik atıyoruz böylece..

schlossbraunfels

Ve geçen ay gidip hayran kaldığımız, çok da bilinmeyen, Limburg an der Lahn gezimizden Hollanda’ya dönerken uğradığımız Schloss Braunfels.. Bu kale sanki Braunfels şehrinin giriş kapısı gibiydi.. kalenin içinden geçince masalsı minik bir şehir karşınıza çıkıyor.. ve yine alman mimarisinin farklılığı, güzelliği.. yine ahşap kemerler göz alıcıydı..

schlossbraunfels2

schlossbraunfels5

Dar sokaklar, rengarenk Alman fırınları, minik cafeler, yerel oteller.. Bacası tüten evler.. Öyle çok şey anlatıyor ki.. Braunfels çok çok etkilendiğim yerlerden biri oldu Almanya’da.. 

Her zaman dediğim gibi çok da bilinmeyen yerler hep en güzel oluyor.. keşfedebildiğimiz için şanslı görüyorum kendimi.. Hollanda’ya ilk geldiğimizde, imkanımız&zamanımız olsa da köy köy dolaşabilsek diyordum.. Eee daha ne isterimm.. 

Vee yeni yaşımın ilk yazısını yazmış olayım böylece.. Daha nice yeni yerler, bambaşka diyarlar görebilmeyi temenni ediyorum, diliyorum, istiyorum..

Yılın son günlerini dolu dolu geçirebilmek, daha çok yazıp okuyabilmek isterim bir de..

Herşey herkesin gönlünce olsun..

Sevgiler..

Yılın en güzel dönemi geldi..

Herkese merhaba,

En sevdiğim ay, Aralık geldi..

İnanılır gibi değil ama bir yıl daha geçiyor işte.. Zorluklarıyla, güzellikleriyle.. 

Bu aya yakışır şekilde daha çok post ile buralarda olmak istesem de işler öyle gitmedi malesef.. Yapılacak işler, okunacak kitaplar, yılın son zamanlarını en iyi şekilde değerlendirme, yeni uğraşlar derken.. Anlatılacaklar birikti 🙂

december2016

Hollanda ışıl ışıl.. heryer süslü.. Kış ise iyice yüzünü gösterdi.. Artık sararmış yapraklar değil, kuru dallar var.. Hava eksilerde, sabahları evimizin karşısındaki kanal ve göl donmuş bir şekilde uyanıyoruz çoğunlukla.. Soğuk havaya aldırmadan daha çok dışarılardayım ben, daha çok bisiklete biniyorum mesela.. Buzzzz gibi havada, ellerim donsa da.. Mevsimleri hissetmek, hepsinde ayrı bir tat bulmak öyle güzel ki.. 

december2016_5

Hava ne zaman çoook soğusa, güneş parlıyor.. sakin dingin, soğuk ama tertemiz bir de güneşli havada Hollanda’nın tadına doyum olmuyor..

december2016_6

Geçtiğimiz haftasonu da öyleydi, biz de yolumuzu Amsterdam’a düşürdük.. Öyle kalabalıktı ama öyle ışıltılıydı ki.. Amsterdam’ın en çok turist çeken dönemi kışın diyebilirim.. 

Normalde çok sakin geçen gündelik hayatımızdan sonra Amsterdam’a gidince başka ülkeye gitmiş gibi oluyoruz, sadece 40dk’lık yolculukla değişiyor havamız birden 🙂 

december2016_4-jpg

Diğer taraftan Aralık başka güzelliklerle geldi bana 🙂

Zamanımı keyifle geçireceğim yeni uğraşlar çıkardı karşıma..

Aslında biraz huzur bulmak için başladığım Arabic Calligraphy, başka bir ilgi alanı açtı bana.. Handlettering.. El yazısı ile doodle yapmak aslında bir nevi.. Öyle büyük bir tutku haline geldi ki geçtiğimiz günlerde, elimden bırakamaz oldum 🙂 

Arabic Calligraphy’de iddialı olur muyum, henüz çok başındayım, bilemiyorum ama Handlettering ile uzuuuun yolumuz var gibi duruyor…

december2016_8

Şimdilik biraz meraklandırayım sizleri.. detaylı yazısını bir sonraki postta yazacağım 🙂

ve pek tabi arşivim de artsın günden güne 🙂 

Şimdilik benden bu kadar, sıkça yazabilmek dileğiyle.. Sevgiler..

Limburg an der Lahn

Selamlar..

Geçtiğimiz haftasonlarından birinde birkaç iş için Almanya’ya yolumuz düştü.. Frankfurt ve civarındaydık iki gün.. Dönüş yolunda ise uzuuun zamandan beri aklımda olan, instagram sayesinde öğrendiğim, Rhein nehri yanına konuşlanmış minik bir şehir “Limburg an der Lahn“ı görme fırsatımız oldu.. 

Şimdiye kadar kime söylesem Hollanda’nın Limburg’u sanıyor, dediğim yeri çok da bilmiyor beni pek de ciddiye almıyorlardı.. Hatta döndüğümde haftanın ilk iki günü gittiğim Hollandaca kursumda bir hayli reklamını yaptım bu yerin 🙂 ordakiler de duymamışlardı.. 

Ben, çok da bilinmeyen, bozulmamış, çok meşhur olmamış yerleri görmeyi çooook seviyorum..  İstediğimiz gibi geziyor, istediğimiz noktada durup doya doya fotoğraf çekip Avrupa’nın sessiz sakin yerlerinin tadını çıkarıyoruz. 

Limburg an der Lahn’da görülmesi gereken asıl yer Altstadt yani Old town.. ilk kurulan şehir yani.. bir çok şehirde olduğu gibi..

1200’lü yıllardan kalmış Limburg an der Lahn katedralini görüyoruz ilk olarak.. rengi, yapısı ve şehrin silüetini oluşturmasıyla görkemli ancak içi oldukça sade bir katedral.. bulunduğu yere de Domplatz deniyor.. 

limburg

limburg2.png

Buzzz gibi havanın sakinliğinde yürüyoruz, yokuşlardan iniyoruz.. Sonbaharın iyice yüzünü kışa döndüğü Kasım ayında hala devam eden renk çeşitliliğiyle coşuyoruz.. Yine diyorum ki iyiki bu mevsimde düştü yolumuz iyikiiii… 

Sonrasında ise Almanya’nın eski mimarisine doyuyor gözlerimiz… O ahşap kirişli evler.. dar sokaklar.. Bizdeki Safranbolu evlerinin Alman versiyonu sanki..  Çok çok farklı geliyor bana her gördüğümde.. 

limburg3

limburg9.jpgBu eski şehrin içinde dolaşıyoruz bir süre.. vintage dükkanlara dalıp çıkıyorum.. çikolata evinde bir sıcak çikolata yudumluyoruz içimiz ısınsın diye..

lavanta villasının önündeki bisiklete bayılıyorum bir de 🙂 limburg8-pnglimburg11Mola veriyoruz, turluyoruz, sonradan kurulmuş yeni şehir tarafında yürüyoruz buz gibi havada.. Cumartesi günü olduğundan bir de pazar kuruluydu birkaç sebze meyve, peynir sergileri vardı minik bir alanda..  Rewe marketten aldığımız pişmiş,soyulmuş ve vakumlanmış kestaneyi yiyoruz yürürken ve ben tabi ki Hollanda’da hasret kaldığım Tchibo’ya giriyorum.. Birşey almasam da bakması yetiyor, çok severdim Türkiye’deyken de hep giderdik Cevahirde 🙂 Hollanda’da olmamasına öyle şaşıyorum ki.. 

Ve böylece doyuyoruz Limburg’a.. minik bir yer zaten.. “yakınlarda bir de kale varmış orayı da görelim, hemde eve dönüş yolumuzun üzerindeymiş acaba başka kalelerde var mı? malum Almanya’nın kaleleri meşhur..”diye diye düşüyoruz yine yollara.. 

Limburg’a yakın Runkel Castle/ Burg Runkel.. burgrunkelBakmaya doyamadığımız manzarasına, o dinginliğine ve pek tabi sessiz sakinliğine bayıldığımız minicik bir köyde bir kale..  ve nehrin üzerinde salınan kemerler..

img_3666

Kâh huzurlu kâh düşünceli.. umutlu, hayallerle dolu bir haftasonundan elimizde kalanlardı işte bunlar.. güneşin ışık oyunlarıyla, bazen açıp bazen kapanmasıyla.. renklerin eşsizliğiyle büyülendiğimiz bir haftasonuydu..

daha nice güzellikleri görebilmek dileğiyle..

Sevgiler.. 

 

limburg12.png

Het Nationale Park De Hoge Veluwe

Hollanda’da bir National Park (milli park).. (music)

De Hoge Veluwe..

Nasıl daha önce bulmamışız burayı diyip durduğumuz harika bir yer.. Öyle korunmuş ki.. öyle süprizlerle dolu ki..

Bu sonbahar gezintilerimize öyle güzel bir dokunuş yaptı ki..

nationalpark.png

National Park’ları oldum olası sevdim, hep merak ettim.. Kanada’da Algonquin Park’a, Amerika’da Muir Woods’a zamanım kısıtlı olsa da gittim.. nasıl doğanın tamda tanımı olduklarını gördüm.. Hollanda’dakileri keşfetmek için ise geç bile kalmışız meğer..

De Hoge Valuwe‘yi google.maps’te bulunca hemen internetten nasıl gidilir? hangi tarihlerde ve hangi saatlerde açık? varsa giriş fiyatı ne kadar diye araştırdıktan sonra yollara düştük geçtiğimiz haftasonlarının birinde.. Bisikletleri de yanımıza almayı ihmal etmedik tabi.. Yaklaşık 1.5-2 saat sonra oradaydık..

Tüm gün zaman geçirilebilecek çok çok geniş bir alan bu park.. İçerisinde Krüller-Müller Museum, park’ta yaşayan hayvan çeşitlerini izleme yerleri, bisiklet yolları ve birçok bisiklet (kullanımı serbest ve ekstra ücretsiz), çeşitli dinlenme alanları mevcut.. 

nationalpark11

Park’ın coğrafi haritasına göre tam orta bölümde bozkır bitki örtüsü hakim.. Ancak diğer yerler bolca ağaçlık.. Çamlar, Meşeler ve daha birçok çeşit ağaç tipi..

nationalpark2-jpg

nationalpark3.JPG.png

nationalpark10.png

Gündüz vakti güneşli ve kuru olan hava akşamüstü serinliğiyle nemlendi ama tabi yine bize güzelliklerini sundu.. en güzel armağanlarını verdi..

nationalpark21-jpg

nationalpark14.JPG.png

Akşam serinliğiyle ve nemiyle belirmeye başlayan çeşit çeşit mantarlar… öyle harikalardıki..

bisikletle giderken gördüğümde çığlık attım ve o hızımla zor durdum..

şapkaları, çizgileri.. o naif halleri.. tıpkı çizgi filmlerdeki gibiydi.. hele o puantiyeli kırmızı..

kimi tek başına.. kimi bir aile kurmuş gibi.. 

hepsine tek tek baktık, inceledik.. hayran kaldık en muhteşem sanata..

nationalpark17.png

nationalpark16-jpg

Şimdiye kadar bu kadar mantarlarla içiçe olmadım sanırım.. ya da bu kadar çeşidini görmediğim için böyle büyülendim.. Sabah ayazından sonra ve böyle akşam vakti çöken nemde çıktıklarını biliyordum ve gözlerim bisikletle giderken sürekli topraktaydı.. Şükür ki bu güzelliklere şahit oldum..

nationalpark18.JPG

Sonrasında gözlem yerinden çok çok uzaklarda ki geyikleri de görme fırsatımız oldu.. En sessiz ortamda onları rahatsız etmeden, kendimizi göstermeden izledik bir süre.. sonrasında ise mis gibi serin mi serin havayı, bol oksijeni içimize çekip çıkışa doğru yöneldik.. keyifle, zaman ne çabuk geçti diye diye.. tüm günü geçirmişiz farketmeden.. 

nationalpark15-jpg

Bir hayvana, bir bitkiye,bir mantara saygı duymak.. resim çekerken mantarı rahatsız etmemeye çalışmak.. geyikleri izlerken onları korkutmamak, huzurlarını kaçırmamak için çabalamak.. öyle huzur verici ki.. 

Hollanda’nın bir National Park’ından izlenimlerim böyleydi benim..

Havanın iyice soğuduğu bugünlerde her anın tadını çıkarabilmek dileğimle.. bol gezmeli, bol keşifli.. 

Sevgiler..

nationalpark20.JPG

hobi fuarı: KreaDoe

Herkese Merhaba,

Bugünlerde Hollanda’da şimdiye kadar rastladığım en büyük hobi fuarından biri yapılıyor.. 

KreaDoe 2-6 Kasım tarihlerinde Utrecht Jaarbeurs’de gerçekleşiyor..

kreadoe

Dün oradaydım, yani ilk açılış gününde.. Trenden indiğimde teyzelerin akımına kapıldım resmen :)) ayyy kalabalık, ayy kesin çok eğlenceliiii diye diye gittim Jaarbeurs’e..

Sandığımdan öyle büyük öyle kapsamlı çıktı ki.. Ne kadar çok hobi çeşidi varmış.. Ne kadar güzel ve ince düşünülmüş bir organizasyon olmuş..

Dün detayları instasnap’ten paylaşmaya çalıştım gezerken ancak çoğu özel tasarım olduğu için fotoğraf çekmek yasaktı.. bu konuda saygı duyuyorum çünkü gerçekten herşeyin kopyalandığı bir dönemdeyiz.. bunu bizzat yaşadığım için kanaviçe hobimde, anlayabiliyorum..  

kreadoe2.JPG.png

Her neyse.. Bir kere girişte daha dekorasyon ve renkler beni benden aldı.. Pembe ve turuncu detaylar.. Devasa KreaDoe yazısı.. kocaman makas görünümünde maketler.. Ahşaptan yön tarifleri.. birbirinden eğlenceli standlar.. stand aralarındaki Workshop Plein’ler, yorulunca durup dinlenmek için kafeler, yoğurt büfesi, sandviç ve yemek bölümleri..

Öyle sıcak bir ortamdı ki.. 

Teyzeler çoğunlukta olsa da gençlerin sayısı da fazlaydı bu kez..

Hobilere gelecek olursam, en çok örgü, ve örgü ipleri vardı tabi..  ve daha çok kart design, noel kart yapımları.. Buralarda hala kart yazma ve süsleme öyle moda ki.. Öyle işçilikli kartlar hazırlıyorlar ki.. süslü püslü, kabartmalı, incik boncuklu çiçekli bissürü kart sergisi vardı.. Tabi baştacım çarpı işi.. kumaşları, ipleri, kitapları.. 

kreadoe6.png

Çanta yapımları, makrameler, keçeler, cam boyama, ahşap boyama.. Minyatür ev yapımları ve minyatür eşyalar.. öyle tatlılardı ki.. onlarda aklım kalmadı değil 🙂 

Paket dünyası, etiketleme, çeşit çeşit damgalar.. tasarım markalar..

pek tabi pasta süsleme.. kek, pasta kalıpları.. 

bir tarafta dikiş, nakış makineleri tanıtımları..  ve aklıma gelmeyen daha bir çok detay..

kreadoe5.png

Bir önceki Handwerkdagen’da ve bu Kreadoe’da dikkatimi çeken şeylerden biri de aslında hiç kimsenin, yaptığı işi, ortaya çıkardığı ürünü satmaması.. çoğu şey yapılışının gösterildiği, anlatıldığı, tek tek gerekli malzemelerin bulunduğu paketlerde ve kit halinde satılıyor..

Bu bize öyle tanıdık ki artık.. Tipik Hollanda ve civarının yaşam tarzı.. Hazıra konma yok, “sen emek satma bana nasıl yapıldığını göster ben yapayım” diyor.. “Adı üstünde hobi değil mi..” “Ben yapıp keyif alıcam, senin yaptığın şeyi almak bana ne katacak?”

Mesela benim örgü yeteneğim yok malesef ki yok.. şu amigurumilere öyle özeniyorum ki.. bir hayvancık motifi göreyim hadi oturup örneğini çıkarayım diyemiyorum.. çünkü bilmiyorum.. kit’i olsa da kafamda örgü mantığı oturmadığı için onu yapamam.. Kaç zamandır satın alabileceğim amigurumi arıyorum yok yok.. kimse satmıyor.. Herkes kit’ini satıyor.. 

İşte böyle.. Buraların hobiye bakış açısından, benim gözlemlerimden bahsetmek istedim bu yazımda..

Bir hobi fuarı bile bana neler kattı, ceplerim doldu yine deneyimlerle.. çok şükür.. 

KreaDoe bitmeden tekrar gitmeyi planlıyorum çünkü doyamadım 🙂 

Tekrar görüşmek üzere.. Sevgiler.. Hobili günler 🙂

Pick your own :)

Herkese merhaba,

Sonbahar tüm güzelliğiyle devam ederken, Hollanda’da en sevdiğim aktivitelerin birinden bahsetmek istiyorum 🙂 

zelfplukken.png

“Zelfplukken” veya “pick your own” veya “kendi mahsülünü  kendin topla” 🙂

Aslında “pick your own” mantığını Kanada’da duyup hayran kalmıştım.. Kanada’da daha çok Halloween (Cadılar bayramı) zamanı pumpkin (balkabağı) toplama aktiviteleri oluyor.. o zamanlardan beri aklımda olan ama oradayken Kanada’nın sonbaharını göremediğimden katılamadığım.. Neyseki Hollanda’da da olan, neşeli bir o kadar da doğa ile içiçe bir eğlence zelfplukken 🙂 

zelfplukken5.png

Geçen sene Kaldi cafe’de reklamını görmüştüm bir çiftliğin, masaların üzerinde broşürlerini koymuşlar, meğer Kaldi cafe bu çiftliğin organik meyve sularını satıyormuş.. hemen internetten araştırıp öğrenmiştik nerede bu çiftlik, nasıl giriliyor diye 🙂 

Bizim gittiğimiz çiftliğin adı “de olmenhorst“, her yıl sonbahar döneminde bu yıl da 17 Eylül-30 Ekim tarihleri arasında açık.. özellikle haftasonu gidip elmanızı armudunuzu toplayabilirsiniz :)) giriş ücretsiz, araba park yeri de var 🙂 ancak bu dönemde oldukça kalabalık oluyor.. girişte elmayı,armudu nasıl koparmanız gerektiğini anlatıp elinize bir sepet/poşet tutturuyorlar 🙂 zaten ağaçlar bodur, kolaylıkla koparabilecek cinsten.. bir yandan kopardığınızı yiyor, bir yandan sepetinizi dolduruyorsunuz 🙂 çıkışta da tarttırıp kaç kiloysa ödüyorsunuz, yediklerinizi söyleyince de onlar bizden diyorlar 🙂

günü birlik çok tatlı bir aktivite 🙂 Dinlenme yerleri, çocuk parkı, pek tabi kahve&çay içilebilecek birkaç cafesi bile var 🙂 bir de yine o çiftlikte yetişen meyvelerden hazırlanmış organik ürünlerin satıldığı standlar 🙂 

zelfplukken6.png

zelfplukken3.png

zelfplukken4

Bissürü kilo elma armutla eve gelebilirsiniz, bu güzellikler insana toplatıyor da toplatıyor 🙂  eve gelince de pişsin elmalı armutlu kekler, kurabiyeler..

Bu taraflara yolu düşenler için tavsiyelerim arasında dursun bu yazım da :)) 

Sıkça yazabilmek dileğiyle.. Sevgiler..