Snowy December..

What a magical day :)) first snow of our dutch life :))

I was expecting for a long time but it was a lovely surprise today :)) and we had unforgettable memories :)) I hope that it will continue and we will have a lovely december and a hopeful new year…

with love..

Lovely Autumn..

Herkese merhaba..  Bir aylık aradan sonra yeniden buralardayım.. 

Yapraklar sararmadan, henüz tam sonbahar gelmeden Türkiye’ye gidiiim de döndüğümde sonbaharın en güzel günlerine yetişeyim dedim ve öyle de oldu :)) Bir kaç haftalığına hasret giderip, sıcaklarda yanıp kavrulup yeniden döndüm soğuk ikametime :))

Gelir gelmez hava değişimi ve hunharca yaptığım sonbahar temizliği beni yataklara düşürse de buralar sonbaharda ennnnnn güzel ve ben tadını çıkarmaya başladım bile :)) 


Ülkeme gidiş gelişlerin en güzel yanı bolca kitap koklamak, saatlerce kitapçılarda gezmek.. 

elimin uzandıklarını aldım bu kez, önceden siparişle değilde içime güzel geleni attım sepete.. 
Hasan Ali Toptaş‘tan birkaç kitap aldım.. kayıp hayaller kitabı, ölü zaman gezginleri.. 

Sabahattin Ali‘nin Canım Aliye Ruhum Filiz‘ini aldım bu kez.. 

Livaneli‘den Huzursuzluk

Elia ile yolculuk,

Murathan Mungan‘dan kadından kentler.

yine yeniden Sevdalinka Ayşe Kulin’den.. yanıbaşımda olsun diye..

Nazan Bekiroğlu‘ndan Mücellâ‘yı aldım canım arkadaşımın tavsiyesiyle.. 

bir de ruha iyi gelen arkadaşlarla uzuuuun sohbetler ettim.. ağladım.. güldüm bolca.. nefes aldım, yerel pastanelerdeki keklerle, çörekçiklerle kendimi şımarttım.. taze kahve çektirdim bol bol.. 
Evime yuvama dönünce de yavaş yavaş yerleştim, derledim, toparladım.. fazlalıkları eledim, daha sade bir hayatın içinde yaşıyor olduğuma ise şükrettim.. 

evet burada sade bir hayatımız var daha az eşyalı.. daha boş duvarlı, daha az renkli ama bu başlı başına mutluluk benim için.. yorucu herşeyden herkesten uzak.. en sevdiğim :)) 

Bir de bugün aşuremi yaptım.. tarçın kokusuyla, nar tadıyla doyurdum midemi de gönlümü de..

Benden kısa da olsa haberler böyle.. yeniden yazmak çok güzel, sevgiler..

Yaz yaz yaz..

Merhabalar,  music

Ramazan’ı, bayramı bitirdik de Temmuz’u bile yarıladık..

Son zamanlarda belirsizlikler beni biraz yorsa da hayat devam ediyor, akıp gidiyor işte yine.. ama illa ki yaz döneminde bir tembellik oluyor öyle değil mi? işte bu yüzden ben Eylül’ü iple çekiyorummm.. çünkü derli toplu, düzenli hayatı daha çok seviyorum..

Kısaca bir ses vermek istedim aslında neler yapıyorum nelerle uğraşıyorum..

İşledim.. 

Son postumda bahsettiğim “Kanaviçe ile Hat Sanatı Besmele” bitti, öyle güzel aktı gitti ki.. huzur verdi..

Okuyorum..

Kitaplardan halen devam ettiklerim var, yazın biraz yavaşladım sanki.. ama çok da kendimi sıkmadan ilerliyorum.. ilaveten “tutunamayanlar” a başladım ve livaneli’nin “huzursuzluk”una.. aynı zamanda birkaç kitap okumayı seviyorum..

İzliyorum/Dinliyorum..
Filmlerden Çağan Irmak’ın “dedemin insanları”nı izledik çoook etkilenerek.. Albüm olarak ise tabiki Tarkan dinleniyor bu aralar bizde de :))

Dizilerden Silicon Valley’in yeni bölümlerini izliyoruz fırsat buldukça..

Geziyorum..

Taze taze gördüklerimiz; yine yeniden Paris.. sonrasında ilk defa “Rouen” ve bayıldığımız Fransa’nın batısındaki “Étretat“.. ve yeniden dönüş yolunda Gent.. sabırsızlıkla yazılmayı bekliyor anılar..

Ve bol bol yağmurda bisikletle geziyorum, yeniden rutinime döndüm canım sıkıldıkça Delft’teyim :))

Pişiriyorum..

Limonlu KEK!

Damy’s kitchen nın tarifi, biraz daha az şekerli, yulaf unlu misssss gibi limonlu kek ile midelerimizi, ruhumuzu şenlendiriyorum :))

Benden haberler böyle..

Nice güzel anılar biriktirebilmek ve yazabilmek dileğiyle..

Sevgiler..

Hollanda’da Ramazan

Merhabalar,

Ramazan-ı Şerif’in sonlarına yaklaştığımız şu günlerde,

Hollanda bize, belki de en sıcak ve en uzuuuun Ramazan ayını yaşatırken,

biz neler yapıyoruz biraz bahsedeyim istedim :)) 

Buranın bir türlü kararmayan günleri, beyaz geceleri ve her ne hikmetse Ramazan’da 30 derecelere çıkan Hollanda havası :)) bizi biraz yorsa da Ramazan ayı hep güzel geçiyor..

IMG_3293

Özenilmiş ama israfsız sofralar ve zaten küçülmüş midelerle hep hafif geçti iftarlarımız sahurlarımız.. Ve bu hafiflik, normalde doymayan gözlerimize, midelerimize öyle iyi geldi ki.. 

Küçüklüğümden beri alışkanlığım, annemin, anneannemin yanında takip ettiğim mukabeleler.. şimdi bu yalnızlıkta bana yine en iyi gelenlerden.. kendi kendime ağır ağır olsa da.. 

ve tabi Ramazan-ı Şerif’e yakışır bir şeyler de işlemek gerekti.. bi gün aklıma düşüveren yine yeniden “Hat ile Besmele”..   uzuuun bir yol olsa da önümde.. huzur veriyor… 

IMG_3484

Tabi kitapsız olmaz..

Dr.Özgür Bolat’ın “Beni Ödülle Cezalandırma”sını,

Stefan Zweig’in “Satran甑ını,

Orhan Pamuk’un “A Strangeness in My Mind” ını

okuyorum..

3 kitap, farklı modlarda farklı yerlere götürüyor beni.. İftardan sonra bol kahveyle iyi geliyor.. :))

ramadan2017-2

Ve burada farklı kültürlerde, farklı ırklarda, dünyanın bambaşka yerlerinde doğmuş, büyümüş insanlarla, bir helal restaurant’ta iftar yapmanın verdiği duyguyu, mutluluğu..

Afgan bir restaurant sahibinin güleryüzlülüğünü,  herkes istediği kadar alsın rahatlığında ortaya koyduğu çorba tenceresinden bir tas çorba içmenin verdiği mutluluğu… Ramazan’da bi şişe suyun bile hesabını yapmaktan ziyade, oruçlulara sürahi sürahi gönülden su taşımasını görmenin mutluluğu.. 

ve daha niceleri.. 

işte bunları anlatabilmem mümkün değil..

ramadan2017

Sizin nasıl geçiyor Ramazan ayınız? Artık bitirmeye çok az kalmışken..

Gerçek bayrama erebilmek umuduyla.. 

Sevgiler..

 

*Flower Fields*

Merhabalar, music

Zaman su gibi akıyorken,

Nisan bile gelmişken,

Hollanda, geldiğimizden beri en ılık Mart-Nisan aylarını bize yaşatmış-yaşatıyorken,

baharı tüm güzelliğiyle yaşıyoruz buralarda..

tulpenfeld4

“Geçen sene de böyle miydi? bu kadar çiçek var mıydı? sanki bu yıl erken açtı ağaçlar, papatyalar çabucak çıktı… ” diye diye geçiyor günlerim.. 

Gerçekten de öyle! bu sene yaklaşık bir ay/ 25 gün kadar önce değişti mevsim.. geçen sene Mayıs başında açan ağaçlar şimdilerde çiçeklenmeye başladılar bile.. 

Bu pazar ise 22 dereceye kadar çıktı sıcaklık :)) sadece bir günlük keyif olsa da, nasıl değerli bizler için bir bilseniz :)) burada anladım güneşli günlerin değerini :)) insanların ilk fırsatta güneşlenme çabalarını :))

Biz de hemen değerlendiriyoruz tabiii :)) Attık kendimizi yollara, bu kez lale tarlalarına doğru… 

tulpenfeld6

Tarlalar dolusu laleler, sümbüller, nergisler karşıladı bizi Noordwijk/Noordwijkerhout bölgesinde..

Bu bölge, daha önce bahsettiğim Hollanda’nın meşhur lale bahçeleri “Keukenhof” a çok yakın aslında..

tulpenfeld2

Keukenhof daha çok farklı peyzaj düzenlemeleri ile oluşturulmuş devasa bahçelerden oluşuyor, bu pazar gittiğimiz yerler ise çiçek üreticilerinin tarlaları :)) kanallarla, bisiklet yollarıyla ayrılmış bakmaya doyamadığımız evlerin aralarındaki çiçek tarlaları..

Yer yer mis kokusuyla ortalığı kaplamış beyaz, mor, pembe renkli sümbüller.. yer yer sapsarı nergisler.. ve renkleriyle böcekleri cezbeden laleler.. O kadar çoklardı ki.. öyle güzellerdi ki.. 

tulpenfeld3

Tarlalar dolusu çiçek Hollanda’nın sembollerindendir aslında, bu dönemde uçaktan bakıldığında renk renk tarlalar görünür :)) kırmızı, sarı, mor, pembe, beyaz… 

tulpenfeld7

Hem turistik amaçlı hem de organik boya üretiminde kullanmak için ekiliyor bunca çiçek.. bize de keyfini çıkarmak düşüyor :))) 

tulpenfeld9

tulpenfeld8

Bu pazarımızı bu güzellikler içinde geçirdik biz :)) havaların güzel gitmesini diliyor, baharın daha çok tadını çıkarabilmeyi umuyoruz.. şimdilik buralardan haberler böyle..

Sevgiler benden.. tulpenfeld5

 

Havada bahar kokusu..

Merhabalar..

Mart ayı geldi.. Ortalık şenlendi.. Bahar geliyo mu ne? Hollanda’ya bile :)) (music)

cicekbocekbahar1

Türkiye’den döndükten sonra yeniden adapte olma, yeni uğraşlar bulma.. yarım kalanları tamamlama derken geçti yine günler..

Hollanda’da havalar ancak 9-10 derecelere çıkabiliyorken doğa canlanmaya başladı yine de.. Güneş arada bir de olsa yüzünü gösteriyor ve tadına doyum olmuyor.. Onun dışında bol bol yağışlı.. sabah, öğlen, akşam havası birbirini tutmuyor.. Kuşlar bahar geliyor diye coşuyor da coşuyor..  Güneşli günlerde bende dışarı atıyorum tabi kendimi.. henüz ağaçlar yapraklarına bürünmese de zamanı gelince açan, kupkuru topraktan yeşeren çiçeklerle, çimlerle huzur doluyorum :)) Daha önceleri resimlerde gördüklerime burada şahit oluyorum.. Mesela kardelenlere.. 

cicekbocekbahar2

Haftasonları ise Delft’teyiz.. bizim favori şehrimiz :)) cumartesi şöyle bir pazarı dolaşmak, ayakta balık yemek, sonrasında içimiz ısınsın diye bi kahve içmek en çok sevdiğimiz haftasonu aktivitelerinden :)) çok çılgınca değil mi :)) 

cicekbocekbahar3

Delft’te cumartesi pazarı da renklendi, çiçeklendi, etraf kalabalıklaştı.. Havalar ısındıkça sokak aktiviteleri de artar, kermisler (lunaparklar), antika pazarları kurulmaya başlar..

Hollanda’nın en güzel, bol çiçekli ama bol yağışlı dönemleri başlıyor..

Asıl meşhur olan Lale bahçeleri Keukenhof ise 23 Mart’ta açılıyor bu yıl.. Ta ki 21 Mayıs’a kadar sürecekmiş.. Hollanda’daki ilk yılımızda gitmiş ve bayılmıştık, bu yıl da gidebilmeyi umuyorum :)) 

img_1359

Bahar tüm güzelliğiyle gelirken, minik detayları, doğanın mucizelerini kaçırmamanız/kaçırmamamız dileğimle.. Sevgiler.. 

çiçekböcekbahar4

çiçekböcekbahar5

 

Hayat akıp giderken..

Herkese merhaba! 

Bir ay*cık aradan sonra yeniden buradayım! 

Şükür kavuşturana 🙂 

Biraz kafa dağıtmak, çok düşünmemek(!), bir nebze olsun ailelerimiz ile hasret gidermek için canımız ülkemize doğru yola çıktık.. gezdik, dolaştık, leziz yemeklerin dibine vurduk eh biraz da kilo aldık 🙂 saatlerce sohbet ettik, kalabalıklara doyduk

ve hatta

iki kişilik dünyamızı özledik de işte

düz memleketimiz Hollanda’ya döndük..

yine DOĞduğumuz yerde değil! DOYduğumuz yerdeyiz..

ve şimdi

yaklaşık bir yıl kadar önce başladığım blog macerama kaldığım yerden devam ediyorum :)) aklımın ucundan geçmeyen diyarlardan yazdığım yazıları yine bambaşka yerlerden okuyanlar, takip edenler var.. onlara çok çok teşekkürlerim var!.. ifade edemediğim..

İşte benden haberler! 

Bir müddet yazamayışımın dışında iyiyim ben! yanıbaşımda ülkemden getirdiğim misss gibi Türk kahvem, karşımda gıcır gıcır kitaplarım, yerleşmiş eşyalarım, buram buram kokan baharatlarım, kuru patlıcanlarım, biberlerim :))

hayat akıp gidiyor işte.. mutlulukla.. 

Hazır bu post eve dönüş yazısı olmuşken okumayı planladığım, gelirken valizimin büyük bir kısmını kaplayan, içimi ferahlatan kitaplarımdan bahsetmek isterim 🙂

books1

Her gidiş gelişte sanırım en çok bütçeyi kitaplara ayırıyorum.. Ne mutlu ki öyle.. ama iyi bir reklamcı değilim bu konuda! okuduğum kendime 🙂

bir de en son çıkanları takip etmem 6 ay-1 yıl sonradan oluyor, geç oluyor ama güzel de oluyor bence 🙂 zira kitapların beni beklediğine inananlardanım, O an O ruh halimin O kitaba ihtiyacı varmış derim mesela.. belki saçma.. 

books3

Kitaplarımı Türkiye’ye gitmeden veya uzun kalacaksam gidince, idefix’den alıyorum ben. Sipariş verip dönüşümüz nerden olacaksa oraya en yakın ailemize geliyor kitaplar.. bana da valize yerleştirmek kalıyor 🙂 aklımda kalan birkaç kitabı da D&R’dan bakıp koklayıp seçiyorum 🙂 

books9

Gül Sunal’ın “Kemal”ini aldım..

Jose Saramago’dan merak ettiklerimi seçtim..

Murathan Mungan için geç bile kalmıştım, “Lal Masallar”dan başladım..

Pedagoji eğitimi ilerletilmeli diyip “Beni Ödülle Cezalandırma”yı okumalıydım.. 

Stefan Zweig kitaplarından seçmeler yaptım..  ince, hemen okunabilir kitaplara da ihtiyaç var değil mi 🙂 

books6

Bilge Karasu kitaplarından da bu kez payıma “Ne Kitapsız Ne Kedisiz” düştü.. bir de kapağından etkilendiğim “Seyrek Yağmur” Barış Bıçakçı’nın..

En çok merak ettiklerimden “Kuşlar Yasına Gider” ve her daim okuyabildiğim Ayşe Kulin’in “Kanadı Kırık Kuşları”nı aldım.. 

books8

Olmazsa olmazlar.. Elif Şafak (Havva’nın üç kızı), yanıbaşımda olsun diye yeniden Orhan Pamuk (Benim Adım Kırmızı), Nazan Bekiroğlu (Lâ sonsuzluk hecesi), Oğuz Atay..

ve daha nicesi.. 

Mutlulukla, huzurla okuyabilmeyi ümit ediyorum.. 

Artık burada olduğuma göre de daha sık yazabilmeyi 🙂 Sevgiler benden.. 

Kasteel De Haar

“Dünya’nın diğer ucuna dair hayaller kurarsın da burnunun ucundakileri görmezsin..”

kasteeldehaar5

Hollanda’nın en büyük kalesi Kasteel De Haar‘ı görünce düşündüklerim tam olarak buydu.. Hollanda’ya gelişimizin üzerinden 3,5 yıl geçti ve biz bu güzel yeri, oldukça ihtişamlı bu kaleyi yeni keşfettik.. 

Şu dünyada bize gösterildiği kadar varız işte..

Bize ne nasip oluyorsa O’yuz aslında..

Bakmak, görmek, farkına varabilmek vs.. vs.. her ne derseniz..

kasteeldehaar

Kasteel De Haar,  instagramda Avrupa’daki şehirlerden veya kıyıda köşede kalmış yerlerden büyüleyici fotoğraflar yayınlayan living_europe diye bir hesabı takip ederken çıktı karşıma.. Hemde Utrecht’te çok yakınımızdaymış meğer.. Gördüğümden beri aklımdan çıkmadı ve bu pazar kalktık gittik 🙂 

Kalenin aslı 13.yüzyıllara dayanıyor ancak 1800’lü yıllarda yeniden inşaa ile bugünlere geliyor.. İlk olarak De Haar family sahipliğinde, sonrasında el değiştirmiş ve yenilenmiş.. Haftanın her günü açık olan kale, park ve müze kısmından oluşuyor.. Sadece park kısmını gezmek isterseniz kişi başı 5 euro, müze ile birlikte 16 euro.

Park kısmı öyle büyük ki, bahar aylarında pek şenlikli olsa gerek.. bizde şimdiden baharda tekrar gelelim diye anlaştık 🙂

Birçok aktiviteye de ev sahipliği yapıyor kale, kilisesi, kafesi, hediyelik eşya bölümleri de var.. 

kasteeldehaar4

Geçtiğimiz haftasonu Hollanda oldukça soğuk ve zaman zaman kar yağışlıydı, Utrecht bölgesi ise biraz daha yüksek olduğundan Kasteel de Haar’ı az da olsa kar görüntüsüyle gördük biz.. üşüye üşüye gezdik ama ara sıra kendini gösteren güneş ile sevindik :))

kasteeldehaar3

Çevresi kanal ile çevrili, ayrı ayrı birkaç bölümden oluşan devasa bir kale Kasteel De Haar.. 200 oda, 30 banyodan oluşuyormuş, içerisini gezmeyi bir dahaki gelişimize sakladık biz :)) baharda burasının çiçeklendirilmiş halini çok merak ediyoruz çünkü 🙂 belki kalenin parkında piknik bile yaparız 🙂 

Benden yine yolu bu taraflara düşeceklere ve bizim gibi Hollanda’da yaşayıp da şimdiye kadar burayı bilmeyenlere tavsiyem olsun  🙂 Bir de farkındalıklarımız çok olsun..

Sevgiler..

Key to Happiness :)

Herkese merhaba, 

Dün birden çarpı işlerime ara verdiğimi ve çok özlediğimi fark edince ilham geldi :))

Daha önce işlediğim anahtar modeli gibi ama biraz daha eski tarz, daha sade, tek renk, fiyonksuz çiçeksiz bir anahtar modeli işlemek istiyordum.. Bir de elimdeki tilda kumaşlarımı uzuun zamandır değerlendirmek istiyordum kiiii birden yandı ampüller :))

Elimde kasnak vardı, pinterestten modeli de buldum mu, bir de anahtar rengine karar verdim mi tamamdır! 

key1

Evet modeli pinterestten buldum (merak edenler için pinterest hesabımda cross stitch dosyasında) ama model yan duruyordu 🙂 bende resmi kaydedip 90 derece döndürdüm, bu kez de kilit kısmı sola bakıyordu ve gözüme hoş gelmiyordu, resmin bir de simetriğini aldım powerpoint’de 🙂 anahtarın kilit kısmında bir de hoş görünmeyen bir sembol vardı biraz da ona el attım, işte şimdi oldu! ve başladım işlemeye! kumaşıma en uygun ve gözüme en hoş gelen renk-DMC 326-ile.. 

Anahtar işlemem bitince tilda kumaşı bir de çok sevdiğim fistomu elimde diktim, ütüyle düzgünleştirdim, işte bu kadar! kasnak panom hazır ve nazır… 

HandLetter hobim ile çarpı işi hobimi birleştirince de güzel görüntüler çıktı sanki 🙂 Ben çok sevdim umarım siz de seversiniz.. 

key2

İnsanın kendini iyi hissedeceği işlerle meşgul olması ne de güzel.. çoğu insan bunları boş-iş olarak görse de..

ben, bana iyi geleni bulduğum için şanslıyım.. Hobilerimden aldığım huzuru da anlatmam mümkün değil.. Bırakalım fotoğraflar anlatsın 🙂

Sevgiler..

Arabic Calligraphy-Hat Sanatı

Merhabalar,

Gün geçmiyor ki canımızı yakan bir haber gelmesin..

söyleyecek hiçbirşey bulamıyorum.. Kalbim yanıyor.. Dertlerimden utanıyorum.. 

Şu ezgileri dinlerken atıyorum kendimi yine buraya.. bir yanımda parça parça çalıştığım calligraphy’ler.. gözyaşıyla dağılmış mürekkebim.. yarım yamalak yapabildiğim harfler arasında kayboluyorum.. 

Hat.. Bana iyi gelebileceğinden haberim bile olmazken karşıma çıkmıştı.. Bir sehpanın üstüne serilivermişti de huzur dolmuştu içim.. canım arkadaşımla sohbet ederken.. 

hat2

Daha önceden Hat sanatı ile alakam sadece kanaviçe boyutundaydı.. Kanaviçe Hat Sanatı kitabını bulunca ne çok sevinmiştim.. birkaç güzel iş yapmıştım da nasıl üstesinden gelmişim diye şaşırıyorum hâlâ.. işte o kadardı.. Hiç gerçek Hat sanatı yapmadım yapılan ortamda da bulunmadım.. 

Sonra birden çıkınca karşıma hem de Hollanda’da!.. ilk ücretsiz derse katılırken biliyordum devam edeceğimi.. seveceğimi.. boşuna dolmamıştı içim huzurla..

Roumi Kunst Instituut ‘te perşembe akşamları Hat derslerine katılmaya başladım işte böylece.. yapabilecek miyim, zaman ayırabilecek miyim derken.. her dersi iple çeker oldum, işte böyle sıkıntılı zamanlarda da hemen masamın başında mürekkeple oynarken buluyorum kendimi.. Henüz öyle başındayım ki.. O bambu/kamış kalemle birbirimize alışmak öyle zor oldu ki.. geçmişten tanışıklığımız olsa da..

hat3

Roumi Kunst Instituut’de ebru, hat, tezhip dersleri var.. meraklılarına.. belki ilerleyen zamanlarda tezhip için cesaret bulabilirim.. onun da bir zamanı vardır belki.. kimbilir.. 

Hat kalemleri, bambular, kamışlar, mürekkepler, kağıtlar.. hepsi enstitüde mevcut.. Bambu/kamış kalemler verev kesilmiş şekilde oluyor, mürekkepde ise saf ipek kullanılıyor yeterli mürekkep gelsin, mürekkebi kaleme almak zor olmasın diye.. her işte olduğu gibi bu sanatın da birkaç püf noktaları bunlarda..

çok pratik yapmak, sabırla yol almak bir de iyi niyet önemli bence.. 

bir de tatlı ev sahibesi var ki sanat enstitüsünün.. Kaymak Hanım.. uzaktan sevsek de birbirimizi, onu görmek yetiyor bana.. O huzurlu ortama öyle yakışıyor ki kendisi.. 

hat6

İşte böyle başladı benim Arabic Calligraphy-Hat Sanatı yolculuğum.. ne kadar devam ederim bilinmez, gönülden isterim tabi..

Bu hayatta herşeyin bir sebebi var, bu da benim için sebepsiz olamaz.. Belki bu yazıyı okuyan birilerinin de içine huzur dolar ne bileyim işte.. 

Ferah günlere erebilmek umuduyla.. 

Sevgiler..